Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat Kitap Özeti ve İncelemesi

Kitabın Tarih Öncesi

Bu bölümde kitabın bir önceki baskılarında rağbet görmediğinden fakat daha sonraları bu durumun değiştiğinden bahsedilmekte ve bunun nedeni ise kitabın günümüzde Türkiye’nin bazı temel meselelerini tarafsız ve korkusuz bir biçimde incelemiş olmasına dayandırılmaktadır. Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat tarafından yazılan kapsamlı bir kitaptır.

türk demokrasi tarihi

Türkiye’de Demokrasinin Osmanlı’daki Kökenleri

Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat tarafından yazılan kitapta Avrupa’da ki demokrasi anlayışını inceleyen yazarımız bundan sonra Türkiye’de demokrasi konusuna geçmektedir, burada bu konunun temellerine kadar ineceğini belirterek demokrasinin Türk tarihinde ortaya çıkışını ve gelişimini ele almıştır.

Orta Sınıf ve Demokrasi            

Bu bölüme, Türkiye’de modern demokrasinin yerleşmesinde etkili olan kimselerin orta sınıfa mensup olduklarından bahsedilerek bir giriş yapılmıştır. Orta sınıfın batıda ki tabirinin burjuva olduğunu söyleyen yazarımız, Osmanlı’da burjuva gibi bir sınıfın olamayacağının üzerinde durmuştur. 

Yeni Kurumlar ve Orta Sınıfın Siyaseten Güçlenişi

Bu bölüme amacının, Türkiye’ de demokrasinin yerleşmesine yardım eden bazı gelişmelere işaret etmek olduğu belirtilerek başlanılmaktadır. Kurumlar ile demokrasi arasındaki ilişkiler alınmadan önce burada elitler ve Osmanlı uleması konularına değinildiğini görmekteyiz.

Cumhuriyet Döneminde Demokrasi

Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat kitabında 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmesinin temel bir rejim değişikliği olduğu söylenerek bu bölüme giriş yapılmaktadır, daha sonra ise cumhuriyet kavramının manası üzerinde durulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’ne bir kimlik veren siyasi olayın Milli Mücadele olduğu da önemle vurgulanmaktadır.

Demokrasi Dönemi Gelişmeleri

Yeni orta sınıf halkçı demokratik elitlerin siyasi güç kazanmasının DP devrinde gerçekleştiği belirtilmektedir. Daha sonra yazar yine kısaca bir ‘’demokrasi’’ tanımı yaparak konuya devam etmiş ve Türkiye’nin halen demokrasi kültürünü tam anlamıyla yaratamadığından bahsetmiştir. 

Devlet, Devletçilik ve Orta Sınıflar

Öncelikle burada devlet ve devletçiliğin benzemelerine rağmen farklı şeyler olduğu konusu üzerinde durularak bu iki kavramın tanımı yapılmıştır. 

BİRİNCİ KISIMI /  TARİHİ TEMELLER: DÖNÜŞÜMÜN BAŞLANGICI 

BİRİNCİ BÖLÜM 

Osmanlı İmparatorluğu’nda Reform Hareketi 

Bu bölüme günümüz Türkiye’sinin içerisinden çıkmış olduğu Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan itibaren belli bir devlet teşkilat yapısı olduğundan bahsedilerek bir giriş yapılmaktadır. Burada yazarımız Türklerin 10. Yüzyıl itibariyle Müslümanlığı yayma görevini üstlendiğine değinerek; ”Türk” ve “Müslüman” aynı anlama gelir oldu. Bununla beraber Türkler, dil ve devlet gibi ayırıcı vasıflarını genel olarak muhafaza ettiler.’’ (sayfa 90) demiştir. Daha sonra Osmanlı’da yapılan bu reform hareketlerinin sebepleri incelenerek, 17. Yüzyıldan sonra Batı’nın üstünlüğünün de ön plana çıkmasıyla yıkılma sürecine girmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun ekonomik, sosyal, kültürel gibi hemen hemen her alanda güç kaybetmeye başlamasına bağlanılmış ve ilk reformların 18. Yüzyılda askeri alanda başladığının altı çizilmiştir. Bu noktada reform hususunda fikir ayrılıklarının başladığından bahseden yazar; ‘’Reform isteyen yenilikçiler ile çıkar yolu eski geleneklere bağlılıkta gören muhafazakârlar. Gelişmeler yenilikçilerin durumunu güçlendirdikçe iki grup arasındaki uçurum büyüdü.’’  (sayfa 94) demektedir. Bu hususta bakıldığında zaten yıkılma sürecine girecek olan bir imparatorluk için buna benzer ayrılıklar devlet dediğimiz yapı içerisinde bir takım sıkıntılar doğuracaktır, bu noktada yazarımız doğacak olan bu sıkıntıların çözümü için mücadeleye girileceğinden bahsedecektir. Reform hareketi olarak III. Selim ve II. Mahmut’un yapmış olduğu yenilikleri de bu bölümde yer verildiğini görmekteyiz. Daha sonra bu bölümde Osmanlı’da reform denildiğinde hepimizin aklına gelen Tanzimat ve Islahat Fermanlarının üzerinde durulmuştur ve bölümün genel itibariyle konusunu bunlar oluşturmaktadır. Ayrıca Jön Türklere, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve fırkalara da bu bölümde yer verilmektedir ve Ziya Gökalp’in bu konu hakkında görüşlerinin önemi vurgulanmaktadır.  Son olarak Osmanlı İmparatorluğunu yıkışı, Birinci Dünya Savaşı, bu olayların cereyan edişinin yankılarına değinilerek bu bölüme son verilmiş ve Cumhuriyetin ilanı konusuna geçilmiştir. Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat Kitabının ikinci bölümünde Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Gelişmesi anlatılmaktadır.

İKİNCİ BÖLÜM 

Cumhuriyet’in Kuruluşu ve Gelişmesi 

Bu bölüme Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesinin kararının Mondros Mütarekesi’nde verildiği söylenerek başlanılmaktadır. Bu olaydan sonra devam eden olumsuz hadiseler zinciriyle birlikte 19 Mayıs 1919’de Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gitmesine kadar getirilmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun hareketi Cumhuriyet için önemli bir adımdır, hatta burada daha 1919’da Mustafa Kemal’in bu faaliyetlerinden çekinen İstanbul Hükümeti’nin onu geri çağırdığından fakat Mustafa Kemal’in bu emire uymadığının da altı çizilmektedir. Yazar bu noktada konuyla alakalı olarak, ‘’  İstanbul Hükümeti, memleketin bağımsızlığını savunmayı başaramazsa ulusal bir meclis tarafından kurulacak hükümet ulusal kuvvetleri bir araya toplayarak memleketin bağımsızlığını savunacaktı. Yabancı mandası, Hıristiyan azınlıklara özel imtiyazlar tanınması veya çeşitli siyasi partilerin kurulması gibi hareketler ulusal egemenliği, dayanışmayı ve birliği bozmaları ihtimaliyle reddediliyordu.’’ (sayfa 122)  demiştir. Yani Mustafa Kemal ve Anadolu’da etrafına toplamış olduğu çevre ile İstanbul Hükümeti ve savunucuları bu dönemde birbirleriyle zıt düşmekteydiler. Ankara’da milliyetçilerin Padişah’ın aldığı kararlardan asla yılmayarak kendi temsilci meclislerini kurma çalışmalarına devam ettiklerinin altı çizilmiş ve Mustafa Kemal’in 19 Mart 1920’de yayınladığı bir bildiri üzerine Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 günü toplandığı belirtilmiştir. Bu gelişmelerden sonra İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal hakkında idam kararı çıkardığı da ilginç bir noktadır. Bu hususta Kemal Karpat; ‘’Büyük Millet Meclisi, ulusal egemenliğin emanetçisi, Türk halkının ve Türkiye’nin tek temsilcisi olduğu inancıyla hareket ediyordu. Buna dayanarak, İstanbul Hükümeti’nin 16 Mart 1920 tarihinden sonra yaptığı bütün antlaşmaları ve taahhütleri İstiklal Mahkemesi kararıyla hükümsüz ilan etti.’’ (sayfa 124) demektedir. Buradan anlamamız gereken artık İstanbul Hükümeti’nin varlığına tamamıyla son verildiğidir. Gerçekte cumhuriyetin ilanında Mustafa Kemal’e göre 1921 Anayasası olduğu belirtilmektedir. Bu sırada Lozan Görüşmelerinin devam ediyor olması da önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha sonra meclis Anayasa değiştirme fikrini kabul etti (29 Ekim 1923) ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurreisi Mustafa Kemal, Başvekili ise İsmet Paşa olduğunun altı çizilmektedir. Cumhuriyetin ilanından sonra toplumda muhafazakârlar ve yenilikçiler olarak bir fikir ayrılığının da apaçık bir şekilde başladığı belirtilmektedir. Bu bölümde bu hususta laik bir devlet olma yolunda reformlar yapıldığından ve buna yönelik adımlar atıldığının da üzerinde durulmaktadır. Kurulan partilerden ve çıkan isyanlardan da ayrıca bahsedilmiş ve cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşananlar ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ekonomik ve Toplumsal Değişmeler 

Bu bölümde Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında ve özellikle Cumhuriyet devrinde yaşanan sosyal ve ekonomik değişmelerden bahsedilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda toprak devlete ait olduğu için toprak mülkiyetine dayanan bir aristokrat sınıfının meydana gelmediğinin altı çizilmiştir. Buna karşın Batıda ki feodal sistem gibi bir yapılanmanın olmadığı belirtilmektedir. Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecinde bu toprak mülkiyetinin devlete ait olma durumu değişkenlik göstermeye başlamıştı, Kemal Karpat bununla ilgili olarak; ‘’19. ve 20. yüzyıllarda çok garip bir durum ortaya çıktı. Çökmekte olan imparatorluğun toprakları fiilen özel kişilerin eline geçmekteydi, ama bu geçişi düzenleyecek modern özel mülkiyet esasları yoktu. Mevcut şeriat hükümleri bu yeni mülk şekline uymuyordu; çünkü mülkü işletme ve ondan faydalanma, artık İslam’ın kardeş-ümmet ilkesi altında değil, liberal ekonomik felsefenin kar, zarar, sermaye yatırımı ve birikimi gibi kaçınılmaz maddi kuvvetleri altında gelişiyordu.’’ (sayfa 168) demektedir.  Buradan anlamamız gereken Osmanlı’nın son döneminde ekonomik ve toplumsal yönden bir takım değişmelerin cereyan etmeye başlamasıdır. Bu noktadan sonra 19.yüzyıl itibariyle Avrupa’dan ithal edilen ucuz mallar ile bizim el emeği ve gelişmemiş sanayimiz ile ürettiğimiz malların çok önüne geçtiğinin ve bu durumun yabancı düşmanlığına sebep olduğunun vurgusu yapılmıştır. Diğer yandan ülke böyle bir durumdayken ülkeyi kurtaracak olarak görülen aydınların tutumları neydi? Bu konuyla alakalı yazar; ‘’Aydınların başlıca kaygısı, orta sınıfların veya köylülerin ekonomik görüşleri, çıkarları ve emelleriyle ilgilenmek değil; kendi siyasi ve kültürel amaçlarını gerçekleştirmekti.’’ (sayfa 171) demektedir. Demek ki aydın zümrenin ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik buhran çokta önemli değildi. Durum aydın kesimde bu şekildeyken,  Jön Türklerin (İttihat ve Terakki) milliyetçi görüşlerinin mantıki bir sonucu olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyoekonomik tarihinde yeni bir evre açtıklarının da altı çizilmektedir. Daha sonra burada küllerinden doğmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarda ekonomisini düzeltebilmek adına vermiş olduğu mücadele örnekleriyle birlikte değinilmiştir. Fakat yazarımızın belirttiği gibi; ‘’İşçinin korunması, işsizlikle ilgili kurumlar, sigortalar, sosyal güvenlik ve yardım, kısacası toplumsal tedbirler 1946 yılına kadar ihmal edildi.’’ (sayfa 177) bu durumda da ekonomik sıkıntıların halkın peşini bırakmadığını anlamak gerekir. Bu bölümde ayrıca ordunun ve halkın ihtiyaçlarından ve buna karşılık olarak çıkarılan Milli Korunma Kanunundan bahsedilmektedir. 1946’ya kadar olan milli gelir konusu üzerinde de ayrıca durulduğunu görmekteyiz. Sonuç olarak Türkiye’deki nüfus hareketlerinin gözden geçirilmesinin Türk politika hayatının daha iyi anlaşılmasına yardım edeceğinin altı çizilmiştir.  (sayfa 181)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 

Toplumsal Sınıflar ve Savaş Yıllarının Gelişmeleri 

Bu bölüme ‘’devletçilik’’ siyasetine değinilerek bir giriş yapılmıştır. Cumhuriyet devletinin ideolojisinden ve aslında bu ideolojinin sosyalist olmadığından bahsedilmektedir.  Yazar burada; ‘’Türkiye’ de özellikle savaş yıllarında izlenilen ekonomik ve sosyal siyaset ifrattan tefrite giden ve durmadan değişen bir yapıdaydı; bununla birlikte devletin genel tutumu katılaşmış, ortalama bir muhafazakârlık görünümündeydi. Böyle bir siyaset hiçbir grubu hoşnut etmiyordu.’’ (sayfa 186-187) demektedir. 

Ayrıca bu kısımda;

A. Köylüler ve Toprak Mülkiyeti

B. Sanayi İşçileri 

C. Orta Sınıf: Toprak Sahipleri, İşadamları, Aydınlar

Bölümleri bulunmaktadır.

İKİNCİ KISIM / ÇOK PARTİLİ SİSTEMİN KURULUŞ MÜCADELESİ (1946-1950)

BEŞİNCİ BÖLÜM 

Hürriyetin İlk Belirtileri ve Muhalif Partilerin Kuruluşu

Bu bölümde ilk olarak, Türkiye’nin tek partili sistemden çok partili sisteme geçişini siyasi, sosyal ve ekonomik iç gelişmelerle Cumhuriyet’in temelinde var olan liberal fikirler hazırladığı belirtilmektedir. Ayrıca Türkiye’yi 1923 ile 1945 arasında idare etmiş olan otoriter hükümetlerin, gerçekten otoriter olma ihtiyacında bulunup bulunmadıkları yıllar boyu tartışılacağının da altı çizilmektedir. Yazar burada; ‘’Atatürk’e ne kusur bulunursa bulunsun, onun aydın düşünceden yoksun olduğu söylenemez. Aksine Atatürk’ün kafasının aydınlığı Türkiye’nin büyük talihi olmuştur.’’ (sayfa 226) diyerek, günümüzde halen tartışma konusunu olan önemli konulara güzel bir cevap vermiştir. 

Bu sırada önemli bir takım gelişmelerde meydana gelmekteydi, mesela; Sözünü hiç sakınmadan tek parti idaresini eleştiren Adnan Menderes, Birleşmiş Milletler Anayasası’nın memleket idaresinde halk egemenliğinin sağlanmasını gerektirdiğini ve bunun, devlet ve kişiye ait siyasi ve toplumsal hakların uygulanmasında karşılıklı saygı gösterme ve serbest seçim yoluyla mümkün olabileceğini belirterek, halk idaresini sınırlayan engellerin ortadan kaldırılmasıyla milletlerin hürriyet ve bağımsızlığının güçlendirilmiş olacağını söylediği belirtilmektedir. Bu adım muhalif partilerin kurulması için önemli bir adım olmuştur çünkü açık bir şekilde var olan hükümet ve sistem eleştirilmektedir. Bu bölümde dönemin partilerinin demokrasi hakkında ki görüşlerine de ayrıca yer verildiğini görüyoruz. Muhalefetin ve dönemin önemli aykırı gazetelerinin de faaliyetleri üzerinde durulmaktadır.  Son olarak Demokrat Partinin, Halk Partisine meydan okuyabilecek kadar hızlı büyüdüğü konusuna da değinilmektedir. Bazı gazetelerin Celal Bayar’ın hükümeti suçladığı şu sözleri yayınladığını görüyoruz; “İşte ben iddia ediyorum, hatta itham ediyorum; seçim işlerine fesat kanatılmıştır. Seçimler memleketin hakiki iradesini göstermekten uzaktır. Şayet kanunsuz hareketler ve vatandaşların üzerinde yapılan türlü tazyikler azami hadde çıkarılmamış olsaydı, yurdun her tarafında seçimleri partimizin kazanmamasına imkân yoktu… Yapılan bunca tazyik ve kanunsuzluklar kâfi gelmediği içindir ki iktidar partisi sahte mazbata tanzim etmeye ve seçim evrak ve mazbatalarında tahrifat yapmaya mecbur kalmıştır. Bu sarih iddiaları ispat edecek çok kati delillerimiz olduğu gibi milletçe de bilinmektedir. Halk Partisi, iktidar mevkiini ancak seçimlerden önce ve seçimler esnasında tatbik etmek ve zorlamalara dayanan usuller, seçim evrak ve mazbatalarında tahrifat yapmak sayesinde muhafaza etmektedir.” (sayfa 251)

ALTINCI BÖLÜM

Muhalefetin Yaşamasını Sağlamak İçin Mücadele

Bu bölümde Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Recep Peker gibi önemli şahısların siyasetteki ve patilerdeki yerleri üzerinde durulduğunu görüyoruz. Daha sonra bu kişilerin fikirlerinden ve aralarında gerçekleşen mücadeleden bahsedilmektedir. Fakat hükümette bu dönemde büyük eleştirilere maruz kalmaya başlayacaktır,  Hükümetin aldığı tedbirler ticarete serbestlik verirken ekonominin diğer sektörlerine, özellikle de üretim ve yatırıma hiç dokunulmadığı ve maaşlar ve işçi ücretleri aynı kaldığı için hayat pahalılığının artması ile dar gelirli grupların yaşam düzeyi daha da düşmüş olduğunun altı çizilmektedir. 1947’deki bütçe açığından ve iktidarın bu konu hakkında ki görüşlerine ve Adnan Menderes ile Recep Peker arasında geçen gerginliklere de yer verilmektedir.  Bu bölümde bunların yanında başka önemli gelişmeden de bahsedilmektedir, bunlardan birisi de; Türkiye’ de siyasi partilerin durumuna etki eden, Birleşik Devletler Kongresi’nin demokrasi ve hürriyeti korumak amacıyla Yunanistan ile Türkiye’ye derhal askeri yardımda bulunmak üzere kabul ettiği Truman Doktrini konusuna değinilmiştir.  Bu bölümde 278-281 sayfaları arasında 12 Temmuz Beyannamesine ulaşmamızda mümkündür. 

YEDİNCİ – SEKİZİNCİ BÖLÜM

İktidar ve Muhalefet Partileri İçinde Anlaşmazlıklar ve İktidar Mücadelesi

Bu bölüme Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Başbakan Recep Peker arasında bir anlaşmazlık olduğundan bahsedilerek giriş yapılmıştır. Ayrıca CHP’nin de artık kendi siyasi ayrıcalıklarından vazgeçip başka partilere de siyasi eşitlik sağlayacağından bahsedilmekte ve CHP’nin bir iç buhranda olduğunun vurgusu yapılmaktadır. Bu bölümde Recep Peker’in yapmış olduğu açıklamalardan,  görevden aldığı bakanlardan, diğer faaliyetlerinden ve son olarak istifasından bahsedilmektedir. Daha sonra Recep Peker’in istifası üzerine Başbakanlığa Hasan Saka’nın getirildiğinin altı çizilmektedir. Bu durumun ise muhalefet tarafından eleştirildiğine de değinilmiştir. Ayrıca Kamuoyunun, hükümet kararlarına ve partilerin politikasına etki eden en öncelikli olgu haline geldiğinin de altı çizilmiştir.  Millet Partisinin kuruluşundan ve kurulmasında etkili olan isimlerden de bahsedilmektedir. Bu bölümde Kemal Karpat; ‘’Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildi, Adnan Menderes Başbakanlığı aldı, Malatya’dan milletvekili seçilen İnönü de muhalefet lideri oldu. Türkiye büyük bir evrimi daha başarmış, iktidar, halkın arzusuna uyarak sükûnetle el değiştirmişti. Bu olay şekli bakımından da ruhu bakımından da demokrasiye uygundu ve bu evrimler başarılar devresini parlak bir şekilde sonuçlandırıyordu.’’ Diyerek aslında bu konuyu güzel bir şekilde özetlemiştir.

DOKUZUNCU BÖLÜM

Milliyetçilik 

Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat kitabının Bu bölümünde milliyetçiliği, Osmanlıcılık ideolojisi yerine bugünkü Türkiye’nin kabul etmek zorunda kaldığı belirtilmekte ve milliyetçilik denildiğinde aklımıza gelen Ziya Gökalp’in bu ideoloji hakkında fikirlerine yer verilmektedir.  Bu hususta yazar konuyla alakalı olarak; ‘’Milliyetçilik ayrıca, yüzyıllar boyunca dünyanın en büyük devletleri arasında yer almış, arılarla eşit ilişkilerde bulunmuş bir imparatorluğun yıkılışının doğurduğu acıyı ve kini açıklamaya da vesile olmuştur.’’ (sayfa 331)demiştir. Son olarak da milliyetçiliği vatan sevgisi ile bağdaştırmak gerektiği belirtilmektedir.

Irkçılık ve Pan-Türkçülük (Turancılık) 

Bu bölüme, Irkçılık ile Türkçülük birbirine sıkı sıkıya bağlı olup her ikisi de milliyetçilik ilkesinden çıktığından bahsedilerek bir giriş yapılmıştır. Daha sonra Turancılığa gelince, burada durum tamamen başka olduğundan, Türklerin dışarıda yaşayan soydaşlarının kaderine daima ilgi duyduklarından bahsedilmiştir. Irkçılık anlayışının da Türklerde sadece soylarını sevme anlamı taşıdığı hiçbir zaman başka milletleri dışlama olmadığının özellikle altı çizilmektedir.

ONUNCU BÖLÜM 

Laiklik, Din ve Politika 

Bu bölümde Cumhuriyetin ilk büyük reformlarının doğrudan doğruya laiklik ile alakalı olduğundan bahsedilerek bir giriş yapıldığını görmekteyiz. Peki, laikliğin, din ve politikayla ne gibi bir bağlantısı vardı? Şöyle ki; ‘’Laikliği gerçekleştirmek için hükümet tarafından takip edilen politika, ibadet hürriyetini engellemediği, topluma yeni bir inancı zorla kabul ettirmeye çalışmadığı halde, bir zaman sonra, “resmi bir dinsizlik dogması” diye adlandırılan aşırı antiklerikal, pozitivist bir karakter kazandı.’’ (sayfa 349) buradan bizim toplumumuz için din, laiklik ve politikanın birbirinden ayrılamaz parçalar olduğunu anlamamız mümkündür. Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat on birinci bölüm:

ON BİRİNCİ BÖLÜM 

Devletçilik ve İktisadi Gelişme 

Bu bölüme, Cumhuriyet rejimi, egemenliğinin halka ait olduğu ve halk adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanıldığı temel düşüncesi üzerine kurulduğu ve bu suretle, parlamenter demokrasi modeline uygun olarak yasama organı üstünlük kazandığı belirtilerek bir giriş yapılmıştır. Daha sonra Demokratların ve Halk Partililerin fikir ayrılıklarına değinilmiş ve Devletçiliğe yöneltilen eleştirilerin, savaş yıllarında Türk ekonomisinin faydalandığı elverişli şartların son bulmasıyla had safhaya ulaştığı da özellikle belirtilmektedir. 1946-1948 yılları arasında ki ekonomik duraklamada bu bölümde iktisadi gelişmeler açısından önemli bir husustur. 1956 yılında Milli Korunma Kanununun tekrar yürürlüğe konulmasından ve bu durumun altında yatan sebeplerden de bahsedilmiştir. 

ON İKİNCİ BÖLÜM 

Halkçılık ve Sosyal Sınıflar 

Halkçılık ilkesine göre milletin; sosyal sınıflardan değil, çeşitli meslek gruplarına mensup olan bireylerden meydana gelmiş olduğu vurgusu yapılmaktadır.  10 Mayıs 1946’da toplanan Halk Partisi Olağanüstü Kurultayı’nın verdiği ilk kararlardan birinin, siyasi partilerin ve sınıf çıkarını esas tutan derneklerin kurulmasına izin vermek olduğunun ve bu kararın arkasından hükümet, Büyük Millet Meclisi’ne, Halk Partisi’nin tekçi felsefesinin ilham verdiği, siyasi partilerin ve sınıf çıkarına dayanan derneklerin kurulmasını yasaklayan Cemiyetler Kanunu’nun değiştirilmesine dair bir teklif getirdiğinden, bu teklif, Türkiye’ de artık özel çıkarlara sahip sosyal sınıfların mevcut olduğu anlamına geldiğinden bahsedilmektedir. Yani hükümet, ekonomik çıkar ve düşünce ayrılıklarını, çok partili sistemin sosyal temeli olarak kabul ediyor diyebiliriz. 

Bu durumda,  çok partili sistemin gelişmesini sınıflara dayandırmak fikri ilk olarak Halk Partisi’nden geldiğini söylemek yanlış olmaz. Ayrıca bu bölümde işçi konusu da önemli bir husus olarak karşımıza çıkmakta ve bu konuyu Demokrat Partisi’nin gündeme getirdiğini görmekteyiz.

ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 

Devrimcilik, Batılılaşma ve Davranış Değişmeleri

Bu bölümde,Modernleşmenin yeni rejimin gayesi, devrimciliğinde bu gayenin elde edilmesini sağlayacak vasıta olduğundan bahsedilerek bir giriş yapılmıştır. Bundan sonra Cumhuriyet idaresinin bu devrimleri yaparken, batıyı kayıtsız şartsız kendine örnek aldığının üzerinde durulmuştur. Batı denildiğinde de genel olarak Amerika’nın etkisi altında kalındığından bahsedilmektedir. Ayrıca bu batılılaşma hareketlerinin geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesi hususunun da altı çizilmiştir. Bunun etkilerini de Türk edebiyatında görebileceğimize değinilmiştir. 

Çok partili sistemin, gerekli devrimlerin bundan böyle farklı siyasi partiler kanalıyla gerçekleştirilmesi gibi yeni bir yol ve imkân ortaya koyduğu da yine bu bölümde bahsedilen diğer bir önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu bağlamda Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’nin faaliyetlerine de değinilmiştir. En önemlisi bu gelişmelerin hükümetin ve halkın davranışlarında gözle görülür bir değişim meydana getirmesi vurgulanmaktadır. 

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 

Komünizm ve Etkileri

Örgütlenmiş Faaliyetler

Bu kısımda, Türkiye’ de komünizmi gereğince anlayabilmek için Türkiye’nin Sovyet Rusya’ya yakınlığını ve özellikle iki ülke arasındaki ilişkileri göz önünde bulundurmak gerektiğinden bahsedilmektedir. Daha sonra ise geçmişten günümüze Türk-Rus ilişkileri üzerinde durulmaktadır. Ayrıca Mustafa Kemal’e karşı olan Arif Oruç ve Salih Zeki tarafından kurulan komünist partisine de değinilmiştir. Türkiye’ de gerçek anlamda ilk komünist partinin 22 Eylül 1919′ da Türkiye işçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası adıyla Şefik Hüsnü (Değmer) ve Ethem Nejat’ın liderliği altında kurulduğu belirtilmektedir. Daha sonra ise bu partinin faaliyetlerinden bahsedildiğini görmekteyiz. 

Komünizm ve Kültürel İrtica 

Bu bölümde komünizm konusunun Türkiye’de önemli bir tartışma konusu olduğundan ve bu fikrin önüne geçilmeye çalışıldığından bahsedilmektedir. Genel olarak komünizm ile solculuğun bağdaştırıldığına da bu bölümde değinilmektedir. Kemal Karpat bu konuyu; ”Komünizmin kültür ve davranış alanındaki etkileri de derin izler bıraktı. Komünizm korkusuna bir de akıl ve bireysel zekâ karşısında duyulan geleneksel güvensizlik eklenince, fikri gelişme felce uğradı. (Bugün Türkiye’ de hala toplumsal huzuru sağlamanın en iyi yolu olarak cehaleti savunanlar vardır.) Memleketin toplumsal ve ekonomik sorunları üzerine tartışmalar sınırlı sayıdaki akademik çevrelerde yapılıyor olarak kaldı.” (sayfa 462) diyerek özetlemiştir. 

ON BEŞİNCİ BÖLÜM 

Siyasi Rejim ve Siyasi Partiler

Eski Anayasa Rejimi

Bu bölümde, 1960’a kadar Türkiye’ de kurulan siyasi partilere ve onların hukuki statülerinin incelenmesine yer verilmiştir. 1958 senesinden beri derin değişikliklere uğradığı belirtilmiştir ve bununla beraber on sene evvelki durumu anlamak ve değişiklikleri ölçmek bakımından önemli bir bölümdür. 1924 Anayasası, birçok modern anayasadan farklı olarak, siyasi partileri, siyasi rejimin ve Büyük Millet Meclisi’nin unsurları olarak göstermemiş olduğundan bahsedilmektedir ve 1961 Anayasası ile yapılmış olan değişikliklere değinilmiştir.

Türkiye’ deki Belli Başlı Siyasi Partiler 

1960’a Kadar Türkiye’ de Başlıca Siyasi Partiler 

1.Cumhuriyet Halk Partisi:  Burada Türkiye’ de en eski parti olan Halk Partisi, doğrudan doğruya Atatürk’e ve Cumhuriyet rejiminin tarihine bağlı olduğu belirtilmektedir.

2.Demokrat Parti: Bu partinin Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulduğu belirtilmektedir.

3.Millet Partisi: Bu partinin, 20 Temmuz 1948’de, Demokrat Parti’ den ayrılan veya çıkarılanlar tarafından kurulduğu belirtilmektedir.

4.Hürriyet Partisi: Bu partide, Demokrat Parti’nin, Ekim 1955’te yapılan dördüncü kongresi sırasında partiden çıkarılan veya istifa eden milletvekilleri tarafından kurulduğu belirtilmektedir.

Diğer Türk Siyasi Partileri 

Bu dönemde pek çok siyasi partinin kurulduğunu belirten yazar, bunlar arasında özellikle Milli Kalkınma Partisi ile Köylü Partisi anılmaya değer olduğunu vurgulamaktadır. Farklı olarak bu bölümde şu partilerinde adı zikredilmektedir; Sosyal Adalet Partisi, Liberal Demokrat Parti, Çiftçi ve Köylü Partisi, Türk Sosyal Demokrat Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi, Yalnız Vatan İçin Partisi, Ergenekon Köylü ve İşçi Partisi, Ergenekon Köylü ve İşçi Partisi, Arıtma Koruma Partisi, İslam Koruma Partisi, Yurt Görev Partisi, İdealist Partisi, Türkiye Yükselme Partisi, Öz Demokratlar Partisi, Türk Muhafazakâr Partisi,  Türk Muhafazakâr Partisi, Serbest Demokrat Parti, Müstakil Türk Sosyalist Partisi, Toprak, Emlak ve Serbest Teşebbüs Partisi, Müstakiller Birliği, Çalışma Partisi, Liberal Köylü Partisi, Demokrat İşçi Partisi ve İslam Demokrat Partisi.

ON ALTINCI BÖLÜM 

Özet ve Geleceğe Bakış

Türk Demokrasi Tarihi Kemal Karpat Bu kısımda bahsedilen bütün başlıklara yeniden değinilerek bir bakıma Türk Demokrasi Tarihi bir sonuca bağlanılmıştır. Türkiye’de ki demokrasi olgusunun var oluşu geçmişten günümüze etraflı bir şekilde incelenerek belgeler ışığında çok önemli örneklere yer verilmiştir. 

 

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Tarihi seven tarih araştırmaları yapan bir öğretmenim. Tarih öğretmeni değilim ancak tarihi çok seviyorum. Özgün tarihi bilgiler veren yazılar yazıyorum. Tarihsever herkesi de bu platforma bekliyorum. I just love history.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Nail Aytar dedi ki:

    Cennet hocam Kemal Karpat benim çok beğendiğim ve değer verdiğim bir hocadır. Kitap incelemesinde bölüm bölüm anlattığınız kısımlarla ilgili sizin bakış açınızı ve kısımla ilgili sizin yorumunuzu da görmek isterdim.

    • Cennet DEMİRKIRAN dedi ki:

      Teşekkür ederim Nail Hocam, yorumunuzu bir dahaki yazımda göz önünde bulunduracağım 🙏🏻🙃